Ana Dilde İbadetin Ne Sakıncası Olabilir!

Sosyal mecralarda ana dilde ibadetin sakıncası olmadığına dair yayınlar ve yazılara yine sıkça rastlamaya başladım hatırlarsanız bir zamanlar bu konu yine uzun süre tvlerde gündem olmuştu. Bunların akla mantığa başta makul gibi gelen söylemlerine karşı araştırarak yazdığım parça parça cevapları toparlayıp bu başlıkta sizlerle paylaşıyorum ki genç kardeşlerimiz neden olmayacağını bilsinler.

Bunun hiçbir sakıncası olmadığını savunanlar sıklıkla arapça kutsal bir dil değildir deyip duruyorlar hiç bir dil kutsal değildir kutsal olan Kur’anı kerimin kendisidir, aslıdır çevirisi yada tefsirleri değil. Hristiyanların, Yahudilerin ve Mecusilerin sahip olduğu kitaplar toplama rivayetlerdir dolayısıyla İslam’dan başka hiçbir din, peygamberine gönderilen vahyin orijinaline sahip değildir dolayısıyla hiçbir çeviri orijinalinin yerini tutamaz. Kur’an için böyle olduğu gibi edebi eserler için bile aynı kural geçerlidir.

Kur’ân birçok ayette, kendisine benzer bir Kitab’ın kıyamete kadar getirilemeyeceğini, hatta bir suresinin bile benzerini getirmenin imkansızlığını açıkça bildirmektedir. Kur’an indiği devirde arap edebiyatının dorukta olduğu bir çağ olmasıda dikkate alındığında bu meydan okuyuş dahada bir önem kazanır. Böylece Kur’anın bizzat kendisi, kendisinin yerine konulacak bir “benzer”in imkansızlığına, gayet açık bir şekilde dikkatleri çekmiştir.

“‘Eğer kulumuz Muhammed’e (sav) indirdiğimizden şüphe içindeyseniz, haydi onun gibi bir sûre getiriniz ve eğer doğru iseniz; Allah’tan başka bütün yardımcılarınızı da çağırınız.”*”Bunu yapamazsanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- yakıtı insanlarla taşlar olan, kafirler için hazırlanmış o ateşten sakının.” (Bakara, 2/23-24)

“Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Öyle ise siz de onun benzeri on uydurulmuş (dahi olsa) sure getiriniz. (Hatta) eğer doğru iseniz, Allah’dan başka çağırabildiklerinizi de çağırınız.” (Hud, 11/13)

“De ki: And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için toplansalar, yine onun benzerini getiremezler. Birbirlerine arka çıkıp yardım etseler de…” (İsra, 17/88; Tur, 52(33-34)

Kur’anın bir benzerinin getirilemeyeceği, onun başka bir dile birebir tercüme edilemeyeceği ayrıca ifade ediliyor Yani, Kur’ana; ne indirildiği dilden, ne de bir başka dilden eş ve benzer getirilemez. Bu ayetler, bu anlamda tercümeleri de içine alır.

Türkçe ibadeti destekleyenler bir yandan da Elif, Lam, Mim gibi mukatta harfleri için bizdeki A B C gibi alfabe harfleridir demiş oluyorlar halbuki böyle bir iddianın mantık dışı olmasının yanında, yukardaki ayetler ile çeliştiği açıktır. Eğer bu ayetler sanıldığı gibi basit harfler olsaydı, o tarihte hayatta olan yüzlerce şair ve edebiyatçı Kur’anın bu meydan okuyuşuna hemen bir karşılık verip Islam davasını söndürebilirlerdi. Halbuki tarihte böyle bir başarının bir örneğini bile göremezsiniz Aksine, bu kolay yolu bırakıp kılıçla mücadeleyi tercih ederek mal ve canlarını tehlikeye atmaları, Kur’ana benzer bir kitap getirmenin imkansız oluşunun tarihî olarak ispatıdır.

Meselenin diğer farklı bir yönünü daha ele alalım Kur’anın dili açısından etnik ve milli bir yüceltme olmadığı, seçilen peygamberin ve indiği bölgenin arap olmasından başka bi sebep olmadığını sizlerde biliyorsunuz kur’anın arapça olup arapça yazılmasıyla birlikte İslamın sembolü ve imzası olmuştur. bir markanın ısırılmış elması o markayla nasıl özdeşleşmişse küresel çerçevede ismiyle sembolüyle kabul görüp meşhur olmuşsa markanın sahipleri bile artık ne ismi nede sembolü değiştiremezse bu da öyledir. Uğruna kan döktüğümüz sonuçta bir sembol olan Ay yıldızlı bayrak bir milletin değerleriyle nasıl özdeşleşmişse değiştirilemezse bu da öyledir. Semboller yazılar en önemli görsel iletişim araçlarıdır kur’an dili ve yazısı itibariyle islamın sembolü imzası hükmündedir. Duayı elbet türkçe yapabiliriz bunda zaten bi beis yok ama namazı türkçe kılmak, ezanı türkçe okumak! Sığ bir bakış açısıyla düz bir mantıkla buna doğru diyebiliriz lakin atlanılan önemli noktalar var başta bahsettim biraz daha bahsedelim. kelimelerin iki farklı varyasyonu vardır anlam karşılığı tek olan lafız manası ve terminolojik manasıdır. Kur’anın birebir çevirisini farklı dillere çevirmek mümkün değildir mesela rububiyet terbiye edici demektir terminolojik manalarına gelirsek mesela saçının uzayıp kaşının uzamaması rububiyettir, bizim sindirim sistemimizle bir karıncanın farklı olması rububiyettir bunun uzerinden saatlerce konuşabilecek örnek varken bunu türkçede bir kelimeye nasıl sığdırabiliriz! arapçada ortalama 60bin kelimenin türkçe karşılığı yoktur bunların içinde terminolojik olan kelimeler olduğunuda düşünün! Allahın ayetlerini türkçeye çevirdiğinizde saflığını orjinalliğini kaybedersiniz sonuçta beşere ait bir kitabı çevirmiyorsunuz. Ki yabancı dilde bir kitabın çevirisinde dahi anlam bütünlüğü anlatım, o dile ait bazı özel ifadeler türkçede birebir oturmuyor bu durumda yazarın çeviri kitapları düşüncelerinin aynı şekilde aktarılamamasına sebep oluyor.. kur’an dilinde bu farklar daha büyük oluyor zaten tefsir ilmide buradan yürüyor ben tefsirlere sıcak bakan biri değilim mesenin çözümü türkçe okumak değildir defaatle bahsettiğim gibi, namazda türkçe meal okuyacaklarınız vahyin yerine geçmez Kur’anı aslından okuyup. anlamak isteyen kişi arapça öğrenip Allahın ayetlerine, birde indiği dilden baksın o zaman görecekki kur’an okurken ufkunda açılıp görülen manalar, yazılmış meallerin çok çok ziyadesinde olacaktır namazlarımıza huşu gelecektir.buna imkanı olmayan en azından okuduğu surelerin meallerini öğrenip namazda okurken o manayı tefekkür etmeside yeterlidir.

Birde türkçe ibadetin sakıncası olmadığına dair İmam Azam’dan delil getiriyorlarmış meselenin aslı şöyledir; Ebu Hanife, Iranlıların Selman-ı Fârisi’ye yazmış oldukları bir mektubu kendine delil almıştır. Rivayete göre bu mektupda Iranlılar; Selman-ı Fârisiye, dilleri Arapça söylemeye yatışıncaya kadar Fatiha’yı kendilerine Farscaya tercüme etmesini istemişlerdi Işte bu rivayete dayanarak Imam Azam, namazda tercümenin okunabileceği ictihadında bulunmuştur, bu rivayetteki “Dilleri yatışıncaya kadar…” diye belirtilen hassas kısmı görmezden gelenler bunu farklı dilde ibadet için geçerli bir delil olarak saymışlardır halbuki hadisleri külliyen red eden kesimlerin bile, sahihliği tartışılan böyle bir rivayeti delil olarak kullanmaları tuhaf değilmidir!

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir